Tutkulu Bir Giriş
Arkadaşlar, gelin bugün salondaki sessizlikten çıkıp biraz düşünelim: biz oradayız, mahkeme salonundayız, sessizce sandalyemizde oturuyoruz. Ama gerçekten, Müşteki duruşmada mutlaka dinlenmek zorunda mı? Bu soru, belki kulağa profesyonel bir hukuk sohbeti gibi geliyor ama aslında hepimizin diline pelesenk olabilecek kadar “insani”. Adaletin kalbinde dururken, tarafların hakları ve yükümlülükleri arasında gezinirken bir “müştekinin” sessiz kalabileceği, dinlenip dinlenmeyeceği meselesi var. Hep birlikte hukuk kökenlerine, günümüz yansımalarına ve gelecekteki potansiyel etkilerine bakacağız — ama tabii samimi ve açık bir sohbet havasında; siz de yorumlarda kendi gözlemlerinizi paylaşın.
—
1. Kökenlerden Başlayalım: Müşteki Kimdir ve Dinlenme Ne Demektir?
Hukukun diliyle konuşursak, müşteki suçtan doğrudan zarar gören gerçek ya da tüzel kişidir. ([Avukat Görkem Demircan][1]) Türk hukukunda bu kişinin duruşmada dinlenmesi meselesi de önemli bir yer tutar. Örneğin, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 236 kapsamında mağdur ve şikâyetçinin dinlenilmesine dair özel düzenlemeler bulunur. ([Necmettin Ilhan][2])
Dolayısıyla “dinlenmek”, müştekinin duruşma salonunda konuşması, ifadesinin alınması, taleplerinin dinlenmesi anlamına geliyor.
—
2. “Mutlaka Dinlenmeli” mi? Günümüz Yansımaları
Şimdi bu sorunun cevabına yaklaştığımız noktadayız. Ne diyor uygulama ve yorumlar?
Bazı kaynaklara göre: Eğer müştekinin ifadesi maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluyse, o durumda duruşmada mutlaka dinlenmesi gerekir. ([Kararara][3])
Örneği: “Müştekinin duruşmaya iştirak etmesi, olayın aydınlatılması için mecburi ise müşteki ne olursa olsun duruşmada dinlenmelidir.” ([zengin.av.tr][4])
Ancak: Bu, her duruşmada otomatik olarak “müşteki mutlaka hazır bulunmalı” anlamına gelmiyor. Çünkü bazı durumlarda deliller, müştekinin ifade vermesine gerek kalmadan olayın aydınlatılması için yeterli olabilir. ([Kararara][3])
Özetle: Mahkeme, müşterek delil durumuna, mağdurun ifadesine ihtiyaç olup olmadığına bakarak karar veriyor; müştekinin her duruşmada hazır bulunması şart değil ama “zorunlu hallerde” katılması gerekebilir.
Bu durumda aklımızda şu iki uç var: “Ben katılırsam süreç sağlıklı ilerler” ve “Ben yoksam ne olur?” Meselesi. Ve işte burası önemli: Eğer müşteki davet edilmişse ve mazereti yoksa, gelmezse zorla getirilme ya da duruşmadan olumsuz etkilenme riski doğabilir. ([Av. Poyraz Metekol][5])
—
3. Beklenmedik Alanlarla İlişkilendirme: Toplumsal ve Psikolojik Perspektif
Burada hukukun soğuk kurallarından bir an çıkıp düşünelim: Bir mağdur için duruşmada “dinlenilmek”, sadece hukuki bir yükümlülük değil, duygusal bir onaylanma anıdır.
Toplumsal olarak: “Ben zarar gördüm, benim sesim duyulacak mı?” sorusu.
Psikolojik olarak: “Duruşma salonunda olmamak, benim mağdur olduğumu inkâr mı ediyor?” hissi.
Bu durumu bir arkadaş grubunda “kimin kırılan camı değiştirme görevini alacağı” konuşmasına benzetebiliriz: Eğer grup içindeki biri “ben yaptım” diyorsa ama kimse dinlemiyorsa, işler yanlış gider. Benzer şekilde, müştekinin beyanının alınmaması — olayın aydınlanmasını engelleyebilir ve mağdur açısından “görülmeme” hissi yaratabilir.
Ve toplumsal etki: Özellikle şiddet, taciz gibi davalarda mağdurun dinlenme zorunluluğu, adalet sistemine güveni de etkiler. Çünkü “Ben sırf çağrılmadım diye yok sayılacak mıyım?” hissi oluşabilir.
—
4. Geleceğe Bakış: Hukukta ve Toplumda Neler Değişebilir?
Geleceğe bakarsak, birkaç potansiyel yön var:
Dijital katılım: Mahkemelerde fiziken hazır bulunma zorunluluğu azalabilir; müşteki uzaktan ifade verebilir. Bu, özellikle sağlık ya da güvenlik gerekçesiyle olan mağdurlar için büyük kolaylık olur.
Psikolojik destek ve travma koruma: Mağdur/müştekinin ifadesi alınırken travma yaşamaması için özel düzenlemeler artabilir; zaten CMK m. 236’da çocuk ve travma etkisi altında olan mağdurlar için özel usuller öngörülüyor. ([Necmettin Ilhan][2])
Toplumsal farkındalık: Mağdurun rolünün sadece “şikâyetçi” olmaktan çıkıp “aktör” hâline gelmesiyle birlikte, duruşmalarda katılım, hak kullanımı ve etkin temsil artabilir. Bu da “dinlenme zorunluluğu/zaruret” meselesini farklı bir boyuta taşıyabilir.
—
5. Sonuç ve Sizden Beklediğim
Peki sonuç olarak: Evet — müştekinin duruşmada dinlenmesi gerekebilir, özellikle olayın aydınlanması açısından zorunlu olduğu hallerde. Ama hayır — her duruşmada otomatik olarak dinlenmesi şart değildir. Yani hukuk bu alanda esneklik bırakıyor, ama aynı zamanda mağdurun haklarının korunmasını da güvence altına alıyor.
Şimdi sıra sizde!
Sizce duruşma salonunda mağdur/müşteki mutlaka hazır bulunmalı mı?
Mağdurun dinlenilmemesi sizce adalet duygusunu nasıl etkiler?
Kendi hayatınızda ya da duyduğunuz bir davada “müşteki duruşmada yoktu” durumu size ne hissettirdi?
Yorumlarda düşüncelerinizi, gözlemlerinizi paylaşın; birlikte konuşalım, birlikte düşünelim.
[1]: “Müşteki Ne Demek? Ceza Hukukunda Müşteki Kavramı ve Hakları”
[2]: “Ceza Muhakemesinde Mağdur ile Şikâyetçinin Dinlenmesi (5271 sayılı CMK …”
[3]: “Müşteki duruşmaya katılmazsa – Kararara.com”
[4]: “Müşteki ne demek? Müşteki mahkemeye girmezse ne olur?”
[5]: “Müşteki Mahkemeye Gitmek Zorunda mı? – poyrazmetekol.av.tr”